2 Mayıs 2015 Cumartesi

          Bazen görünmez biri gibi hissediyorum kendimi. Yıllar önce bir rüya görmüştüm. Teyzem ölmüş bana görünüyordu. Evde bir tek ben görüyordum. Korkuyordum ağlıyordum ama gitmiyordu. Şimdi ise herkes görüyor bir tek sen görmüyorsun. Başkasının tırnağı incinse iki elin kanda olsa gidiyorsun. Ben? Beni el alemin tırnağı kadar önemsiyor musun? Ben kendimi paralıyorum sana bir şey anlatmak için, bak şöyle şöyle diye sen de tın yok. bi' bakıyorum falanca (kilimcinin kör oğlu) bir iki bir şey söylesin; hop bizimki hemen o yöne meyil. Eee? Ben dedim aynısını! Bugün böyle yaptın tam da bunu yaptın bana ve ben bu yüzden üzgünüm.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Evrensel isimli romanımdan ilk aşka dair.

Hayatımda, içimden gelerek dilediğim üç-beş dileğim vardır. Onlardan biri de Semih ile yan yana oturmaktı. Fazla mı içten dilemişim ya da çocuk kalbinin saflığı mı desem -sebebini hala net hatırlayamıyorum- yanıma oturdu. Dünya daha bir renkli, müzik dersi bile güzel, azcık zorlasam öğretmenimi bile seveceğim, o kadar mutluyum. Sınıf sessiz, öğretmenin yüzü tahtaya dönük, tahtaya bir çocuk şarkısının sözlerini yazıyor.  Şarkının adı  “Sağlık Öğüdü”  öğretmenimiz nasıl itina ile yazmışsa biz de hem çabuk hem de güzelce defterimize geçiriyoruz. Şarkının sözleri şöyle :
Kim erken yatarsa, vaktinde kalkar,
Pislikten hiç hoşlanmazsa, çok uzun yaşar,
Sıcağı çok sevme, soğuktan da kaç,
Tertemiz açık hava, hep en iyi ilaç.

            Şarkının başlığını kırmızı kalemle yazdım, sözlerini ucunu iyice açtığım kurşun kalemle inci gibi yazdım. Kalemimi defterimin yanına koydum, çiçek oldum, öğretmenin gelip iyi olmuş işaretini koymasını bekliyorum. Semih elime dokundu. Zaman durdu, sol koluma yakın vücudumun üst kısmında sanki bir kuş hapsetmiştim, dışarı çıkmak için öyle çırpınıyordu. Yüzüm yanıyor, avazım çıktığı kadar bağırsam bir gık diyecek kadar ancak sesim çıkacak gibi hissediyordum. Bir paket halleye dokunmadan misafirin o yaramaz çocuğuna hiç ama hiç mızırdanmadan verebilirdim. Kafamı çevirdim, sesim çıkmadı, çıksaydı efendim diyecektim. “Salık Öğüdü yazmışsın” dedi. Başlığı yazarken yumuşak g’yi unutmuşum. Semih, bana hayatım boyunca alfabede bir diğerinin taklidi olmaktan öteye gidememiş, kelimelerin arasında kalmaya mahkum bir harfi sevdiren çocuk. Ne zaman yumuşak g yazsam elimde elini hissettiğim insan. Aynı saflıkta, aynı heyecanları bir daha hissedemeyişimin sebebi. Her şeyin başlangıcı, her şeyin sonu. 
KIRMIZI IŞIKLI AYAKKABI
            Vardı  aslında paramız, durumumuz kötünün iyisiydi ama babamın dediğine göre her ailenin öncelikleri olmalıydı. Pazar parası, elektrik parası, su parası, telefon... Babama kalsa nefes almak da parayla derdi.Yaşamak para! O yüzden midir bilmem hiç bana sormadı o ışıklı ayakkabılardan ister miyim diye.  Hani Hasan'ın karne hediyesi olan, babasının bisikletiyle birlikte aldığı. Karanlıkta yürümesi ne güzel olurdu: Bir adım sonra kırmızı ışık, bir adım sonra kırmızı ışık, bir adım daha, bir tane daha, sonra  bir tane daha...
            Geçen gün yemekte diyecek oldum; tam düşündüm, düşündüm. Babam anneme dedi ki: " MuratAbimin eli darda bu ay ona koltuk çıkmamız gerek." Ben tam koltuk mu göndereceğiz, koltuksuz mu yaşayacağız artık  derken annem kolunda kalan son bileziği kolundan çıkarıyordu. O zaman benim yerimde başka bir çocuk olsa yaygarayı koparmış, muhtemelen dayağını yemiş, akşamını ağlayarak geçiriyordu. Ama ben yetişkin, görmüş geçirmiş bir insan gibi sesimi dahi çıkarmadan sadece tabağımdaki patates yemeğine ekmek banıyordum. Kahramanım -babam- yaptığım fedakarlıkla gurur duysun istiyordum.  ( Belki o zaman kendiliğinden alırdı ayakkabıyı.) Bir de gözlerimin dolduğunu fark etmesin.
            Fedakar, sorumluluğunu bilen, isterim isterim diye tutturmayan bir çocuktum. Nihayetinde  çocuktum işte. Beden dersinde öğretmen kıyafetsiz gelmeyin dediğinde babam eşofman altı aldırmıştı anneme. Ama ayakkabım okul ayakkabısıydı, spor ayakkabı değildi ki. Hele kırmızı ışıklı hiç değildi! Eşofmanın altında sivri burun siyah okul ayakkabısının yakışmadığını bilmek için modacı olmaya gerek yoktu. Hele de babamın  geçen seneden aldığı ayakkabı artık ayağıma küçük gelince yandan dikişlerinin açıldığını, en fazla kışa kadar idare edeceğini söylemeye hiç! Beden derslerine çıkmaya utanır olmuştum. Ayakkabımın olmayışı beni doğal olarak sınıfın ağırbaşlısı yapmıştı. Sınıfta oturup nöbet tutuyordum. O iki saat geçinceye kadar öğretmenimizin verdiği haftalık öyküleri okuyordum bazen de resim çiziyordum.
            Simdi mi? Hala bir çocuğun ayağında ışıklı ayakkabı görünce içim titriyor. Aklıma bir beden dersinde okuduğum Ömer Seyfettin'in kitapları bir de resim defterinden çok yaprak gitmesin diye ortalı defterden kağıt koparıp çizdiğim, bacasından yaz sıcağından dumanlar çıkan kırmız kiremitli evler geliyor. Ve ne zaman dükkanıma gözlerinde hayal kırıklığı olan fedakar bir çocuk gelse ayağına bakıyorum, sebebi ayakkabı mı diye.
                                                                                                                                             20.04.2015

                                                                                                                                             Yol öykülerinden.
Merhabalar Değerli Dostlar, yazıp yazıp siliyorum yıllardır. Bundan sonra silmek yok yoluma buradan devam ediyorum. İyi okumalar.

2 Haziran 2013 Pazar


BEŞİKTEN MEZARA KADAR 

Seni istikbal için önce gelmek cihana,
Ve başkasından almak sonra geliş müjdeni.
Bir nefes dinlemeden yıllarca koşmak sana,
Aramak her tarafta... Bulmamak asla seni.

Suda, rüzgarda,kuşta senin sedanı duyup
Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak.
Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup
Hasretin azabına ermek için uyanmak.

Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü,
Boyamak gözlerini bir siyah, bir maviye.
Tek seni hayal için süzerek batan günü,
Gece mehtaba dalmak, sen de dalmışsın diye.

Seni anlatmak üzre yazıp her gün bir gazel
Geçirmek ömrü yalnız sana dair eserle.
Saçlarını çözerek hülya dizinde, tel tel,
Bugün güllerle örmek, yarın menekşelerle...

Tesadüf ümidinin bittiği müthiş anda
Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü:
Seni istikbal için artık öbür cihanda,
Dosta el sallar gibi, davet etmek ölümü.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL