KIRMIZI IŞIKLI AYAKKABI
Vardı aslında
paramız, durumumuz kötünün iyisiydi ama babamın dediğine göre her ailenin
öncelikleri olmalıydı. Pazar parası, elektrik parası, su parası, telefon...
Babama kalsa nefes almak da parayla derdi.Yaşamak para! O yüzden midir bilmem
hiç bana sormadı o ışıklı ayakkabılardan ister miyim diye. Hani Hasan'ın karne hediyesi olan, babasının
bisikletiyle birlikte aldığı. Karanlıkta yürümesi ne güzel olurdu: Bir adım
sonra kırmızı ışık, bir adım sonra kırmızı ışık, bir adım daha, bir tane daha,
sonra bir tane daha...
Geçen gün yemekte diyecek oldum; tam düşündüm, düşündüm.
Babam anneme dedi ki: " MuratAbimin eli darda bu ay ona koltuk çıkmamız
gerek." Ben tam koltuk mu göndereceğiz, koltuksuz mu yaşayacağız artık derken annem kolunda kalan son bileziği
kolundan çıkarıyordu. O zaman benim yerimde başka bir çocuk olsa yaygarayı
koparmış, muhtemelen dayağını yemiş, akşamını ağlayarak geçiriyordu. Ama ben
yetişkin, görmüş geçirmiş bir insan gibi sesimi dahi çıkarmadan sadece tabağımdaki
patates yemeğine ekmek banıyordum. Kahramanım -babam- yaptığım fedakarlıkla
gurur duysun istiyordum. ( Belki o zaman
kendiliğinden alırdı ayakkabıyı.) Bir de gözlerimin dolduğunu fark etmesin.
Fedakar, sorumluluğunu bilen, isterim isterim diye
tutturmayan bir çocuktum. Nihayetinde çocuktum işte. Beden dersinde öğretmen
kıyafetsiz gelmeyin dediğinde babam eşofman altı aldırmıştı anneme. Ama
ayakkabım okul ayakkabısıydı, spor ayakkabı değildi ki. Hele kırmızı ışıklı hiç
değildi! Eşofmanın altında sivri burun siyah okul ayakkabısının yakışmadığını
bilmek için modacı olmaya gerek yoktu. Hele de babamın geçen seneden aldığı ayakkabı artık ayağıma
küçük gelince yandan dikişlerinin açıldığını, en fazla kışa kadar idare
edeceğini söylemeye hiç! Beden derslerine çıkmaya utanır olmuştum. Ayakkabımın
olmayışı beni doğal olarak sınıfın ağırbaşlısı yapmıştı. Sınıfta oturup nöbet
tutuyordum. O iki saat geçinceye kadar öğretmenimizin verdiği haftalık öyküleri
okuyordum bazen de resim çiziyordum.
Simdi mi? Hala bir çocuğun ayağında ışıklı ayakkabı
görünce içim titriyor. Aklıma bir beden dersinde okuduğum Ömer Seyfettin'in
kitapları bir de resim defterinden çok yaprak gitmesin diye ortalı defterden
kağıt koparıp çizdiğim, bacasından yaz sıcağından dumanlar çıkan kırmız
kiremitli evler geliyor. Ve ne zaman dükkanıma gözlerinde hayal kırıklığı olan
fedakar bir çocuk gelse ayağına bakıyorum, sebebi ayakkabı mı diye.
20.04.2015
Yol
öykülerinden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder