27 Nisan 2015 Pazartesi

KIRMIZI IŞIKLI AYAKKABI
            Vardı  aslında paramız, durumumuz kötünün iyisiydi ama babamın dediğine göre her ailenin öncelikleri olmalıydı. Pazar parası, elektrik parası, su parası, telefon... Babama kalsa nefes almak da parayla derdi.Yaşamak para! O yüzden midir bilmem hiç bana sormadı o ışıklı ayakkabılardan ister miyim diye.  Hani Hasan'ın karne hediyesi olan, babasının bisikletiyle birlikte aldığı. Karanlıkta yürümesi ne güzel olurdu: Bir adım sonra kırmızı ışık, bir adım sonra kırmızı ışık, bir adım daha, bir tane daha, sonra  bir tane daha...
            Geçen gün yemekte diyecek oldum; tam düşündüm, düşündüm. Babam anneme dedi ki: " MuratAbimin eli darda bu ay ona koltuk çıkmamız gerek." Ben tam koltuk mu göndereceğiz, koltuksuz mu yaşayacağız artık  derken annem kolunda kalan son bileziği kolundan çıkarıyordu. O zaman benim yerimde başka bir çocuk olsa yaygarayı koparmış, muhtemelen dayağını yemiş, akşamını ağlayarak geçiriyordu. Ama ben yetişkin, görmüş geçirmiş bir insan gibi sesimi dahi çıkarmadan sadece tabağımdaki patates yemeğine ekmek banıyordum. Kahramanım -babam- yaptığım fedakarlıkla gurur duysun istiyordum.  ( Belki o zaman kendiliğinden alırdı ayakkabıyı.) Bir de gözlerimin dolduğunu fark etmesin.
            Fedakar, sorumluluğunu bilen, isterim isterim diye tutturmayan bir çocuktum. Nihayetinde  çocuktum işte. Beden dersinde öğretmen kıyafetsiz gelmeyin dediğinde babam eşofman altı aldırmıştı anneme. Ama ayakkabım okul ayakkabısıydı, spor ayakkabı değildi ki. Hele kırmızı ışıklı hiç değildi! Eşofmanın altında sivri burun siyah okul ayakkabısının yakışmadığını bilmek için modacı olmaya gerek yoktu. Hele de babamın  geçen seneden aldığı ayakkabı artık ayağıma küçük gelince yandan dikişlerinin açıldığını, en fazla kışa kadar idare edeceğini söylemeye hiç! Beden derslerine çıkmaya utanır olmuştum. Ayakkabımın olmayışı beni doğal olarak sınıfın ağırbaşlısı yapmıştı. Sınıfta oturup nöbet tutuyordum. O iki saat geçinceye kadar öğretmenimizin verdiği haftalık öyküleri okuyordum bazen de resim çiziyordum.
            Simdi mi? Hala bir çocuğun ayağında ışıklı ayakkabı görünce içim titriyor. Aklıma bir beden dersinde okuduğum Ömer Seyfettin'in kitapları bir de resim defterinden çok yaprak gitmesin diye ortalı defterden kağıt koparıp çizdiğim, bacasından yaz sıcağından dumanlar çıkan kırmız kiremitli evler geliyor. Ve ne zaman dükkanıma gözlerinde hayal kırıklığı olan fedakar bir çocuk gelse ayağına bakıyorum, sebebi ayakkabı mı diye.
                                                                                                                                             20.04.2015

                                                                                                                                             Yol öykülerinden.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder