Hayatımda,
içimden gelerek dilediğim üç-beş dileğim vardır. Onlardan biri de Semih ile yan
yana oturmaktı. Fazla mı içten dilemişim ya da çocuk kalbinin saflığı mı desem
-sebebini hala net hatırlayamıyorum- yanıma oturdu. Dünya daha bir renkli,
müzik dersi bile güzel, azcık zorlasam öğretmenimi bile seveceğim, o kadar
mutluyum. Sınıf sessiz, öğretmenin yüzü tahtaya dönük, tahtaya bir çocuk
şarkısının sözlerini yazıyor. Şarkının
adı “Sağlık Öğüdü” öğretmenimiz nasıl itina ile yazmışsa biz de
hem çabuk hem de güzelce defterimize geçiriyoruz. Şarkının sözleri şöyle :
Kim erken
yatarsa, vaktinde kalkar,
Pislikten
hiç hoşlanmazsa, çok uzun yaşar,
Sıcağı
çok sevme, soğuktan da kaç,
Tertemiz
açık hava, hep en iyi ilaç.
Şarkının başlığını kırmızı kalemle
yazdım, sözlerini ucunu iyice açtığım kurşun kalemle inci gibi yazdım. Kalemimi
defterimin yanına koydum, çiçek oldum, öğretmenin gelip iyi olmuş işaretini
koymasını bekliyorum. Semih elime dokundu. Zaman durdu, sol koluma yakın
vücudumun üst kısmında sanki bir kuş hapsetmiştim, dışarı çıkmak için öyle
çırpınıyordu. Yüzüm yanıyor, avazım çıktığı kadar bağırsam bir gık diyecek
kadar ancak sesim çıkacak gibi hissediyordum. Bir paket halleye dokunmadan misafirin o yaramaz çocuğuna hiç ama hiç
mızırdanmadan verebilirdim. Kafamı çevirdim, sesim çıkmadı, çıksaydı efendim
diyecektim. “Salık Öğüdü yazmışsın” dedi. Başlığı yazarken yumuşak g’yi
unutmuşum. Semih, bana hayatım boyunca alfabede bir diğerinin taklidi olmaktan
öteye gidememiş, kelimelerin arasında kalmaya mahkum bir harfi sevdiren çocuk.
Ne zaman yumuşak g yazsam elimde elini hissettiğim insan. Aynı saflıkta, aynı
heyecanları bir daha hissedemeyişimin sebebi. Her şeyin başlangıcı, her şeyin
sonu.